1 Nisan 2007 tarihinde TMSF, Sabah Gazetesi’ne el koymuştu. Ne tesadüftür ki, hemen akabinde Nazlı Ilıcak, Sabah’a köşe yazarı oldu. O günden bu yana TSK’ne kin kusmaktan vakit bulabildiği zamanlarda AKP’yi falan goygoyluyor. Ama insan biraz tarz sahibi olur be kardeşim… Biraz karşısındakini ikna yeteneği olur…
Bugünkü edebi şaheserine, “Ben Araplar’ı sevmem ama…” diye özetlenebilecek bir giriş yapmış. ‘Ama’ kelimesi, malum, ikiyüzlü insanların en sevdiği kelimedir. Yazı, tahmin edilebileceği üzere, Cumhurbaşkanı Gül’ün Kral Fahd’ın ayağına giderek protokol kurallarını çiğnemesinin aslında ne kadar da faydalı olduğu üzerine bir ‘essay’.
Basınımızdaki yalakalığa alışkınız, tepki bile göstermiyoruz çoğu zaman. Ama dedik ya, bari manipülasyon yeteneğiniz olsun. Buyrun efendim, Nazlı hanımın uluslararası ilişkiler konusunda tez konusu yapılabilecek tespiti: “Protokol dediğin nedir? Dışişleri’nin koyduğu bir takım kurallar. Kaideler esnetilirse dünyanın sonu mu gelir?”
Üniversitede uluslararası ilişkiler, tarih veya bilimum siyaset derslerinden birini bir dönem görmüş bir öğrencinin bile götüyle gülmesini geçiyorum, az buçuk dünyevi işler konusunda fikir sahibi bir insanın bundan sonra Nazlı Ilıcak’ı (aka Viskici Nazlı) ciddiye alması mümkün mü? “Zaten Nazlı’yı biliyorduk” diyeceksiniz ama olay bunun ötesinde. Yukarıdaki cümleyi kurabilen bir sözde yazar Sabah Gazetesi’nde ’siyasi’ yazılar yazabilir mi?
Nazlı hanımın sorusuna verilecek cevap belli tabii: Protokol, provokatör Merve Kavakçı’nın hamiliğini yaptığın zaman, ikinizin de TBMM çatısı altında dayak yemenizi engelleyen kuralları da kapsayan uygulamalar bütünüdür.

Yorum Yapın