Futbol medyası da bir garip, onu takip edenler de… Bir anda bir adam çıkıyor, “Hah! İşte budur” diyor herkes, iki devrik cümleli yazıdan, 3-4 internet tercümesinden sonra… Bu kadar kolay mı? İşin esas acı kısmı ise, bu hikayenin kahramanlarının ‘potansiyelleri’ varken, abuk subuk işlere bulaşıp kendilerini bitirmeleri.
İlki Altan Tanrıkulu‘ydu. İbrahim Seten‘le birlikte oluşturdukları ’spor gazeteciliği’ konsepti, yılların iğrenç Büşah Gencer-Meriç Tunca-Ersan Çelik tarzını nihayet tarihin çok da hatırlamak istemeyeceğimiz sayfalarına gömmüştü. Vatan kuruldu, Seten oraya gitti. Tanrıkulu, Sabah Spor‘a müdür oldu. Yöneticilik vasıflarını beğenmek gerçekten zordu ama yine de spor sayfalarına önem veren iki gazetenin başında Seten ve Tanrıkulu’nun olması, bazılarının hortlamasının önündeki engel olduğu için sevindiriciydi. Önce, ‘Kick racism out of football’ faciası, ardından Aziz Yıldırım‘ın kucağına oturmak, Tanrıkulu’nu bitirdi.
Sonra Mehmet Demirkol çıktı. “Tarafsızım” ayaklarında zil zurna fanatiklik yapması bile hoşgörülebilirdi. Ancak o da Hıncal‘ın kucağına oturdu. Kademe kademe ilerlemek varken basamakları hızla çıkmak istedi. 15 yaşında bir ergenin davranışlarını sergilediği Hıncal’lı programdan sonra, Demirkol bitti. Başkasının koruması ve pohpohlamasıyla bir şeyler yapmaya çalışmanın bedelini ödedi.
Son kahramanımız Uğur Meleke… Adına, Facebook‘ta, ‘Futbolu en iyi yorumlayan yazar Uğur Meleke’dir’ şeklinde gruplar açıldı. Bir anda, Hayri Ülgen‘lerden, Can Bartu‘lardan bıkan futbola ilgili genç nesil Meleke’yi ’sık kullanılanlar’a ekledi. Ama diyoruz ya, gaza basacağız diye arkadan destek almaya çalışma hastalığı yok mu! Akıllara zarar bir yazı yazdı Meleke, bir taşla iki kuş vurmak için… Hem ‘futbol dilencileri’nin gözüne girecekti, hem de Hıncal ağabeyinin, bu yazıyla…
Futbolu en iyi yorumlayan yazarın yazısının anafikri şuydu: “Orta sahanın savunma yönünü oynayan oyunculara, uluslararası literatürde ’santral orta saha oyuncusu’ denir. Biz, bunlara ‘ön libero’ diyerek psikolojk olarak ileri çıkmalarını engelliyoruz”. Meleke, zeki. Böyle dediği zaman goygoylanacağını biliyor. Hıncal, “İşte bu!” diyerek sahaya 3 tane bile savunma oyuncusu sürülmemesi gerektiğini iddia edecek, ona destek verecek. Kavramlar üzerine biraz da edebi bir yazı yazıp olayın psikolojisine felsefesine indiği için de Radikal zevatının yazılarında cilalanacak. Gel gör ki, uluslararası literatürde bahsettiğin oyunculara, ‘defensive midfielder’, ‘holding midfielder’ veya ‘anchor man’ denir. İngilizceye olan hakimiyetimizi göstererek şov yapmayacağız 3-5 kişinin okuduğu blog’da. Böyle bir niyetimiz olsa, Fransızca’ya kullanırdık, daha çok hoşuna giderdi sizin ve goygoycularınızın. O yüzden kısaca özetleyelim: Bu üç tabir, özellikle de son ikisi, ‘ön libero’dan bile daha çok savunmayı çağrıştırır. Yani, ön libero’lara ön libero diyerek onların zihinlerinde ‘ileri çıkmama’ şimşekleri çakmasına neden olan biz değiliz. Meleke de bu tabirleri doğal olarak biliyor ama kelime oyunu yapmış. “Ön libero gibi bir tabir kullanılmaz” demiyor, “Santral orta saha oyuncusu ifadesi kullanılır” diyor. Santral orta saha oyuncusu; Lampard, Gerrard gibi ultra-yetenekli oyunculara istinaden kullanılır. Yoksa bildiğin Gattuso, Tommasi falan bal gibi ön liberodur, holding midfielder’dır, anchor man’dir.
Bugün sırtını sıvazlayan futbol cahili, adam sikmede ustadır. Onun hakimiyet alanına yapacağın ilk müdahalede posanı çıkartır, dikkat et! Sonra uzun yıllar daha Kazım Kanat‘ları okuruz.

1 Yorum
20 Ocak, 2008, 1:06 pm
Anti Radikalist/sözde futbol dilencisi karşıtı tavrınıza doğrusu bayıldım. Hele şu blog’u bir “tema” (Almanak) üstünden inşa edişiniz şahane… Aceto’da böyle bir yer. Ama muhakkak farklarınız var. Elinize sağlık.